Çalışmak İstemiyorum: Bu His Ne Anlatıyor?

Çalışmak İstemiyorum - Bu His Ne Anlatıyor?

Sabah alarm çalıyor ve aklınızdan ilk geçen şey “Bugün çalışmak istemiyorum” oluyor. İşe gitmek, bilgisayarın başına geçmek ya da günün sorumluluklarına başlamak bile gözünüzde büyüyor.

Bazen hepimizin yaşayabileceği bu his, tek başına bir sorun olduğu anlamına gelmez. Ancak “çalışmak istemiyorum” düşüncesi sıklaşmaya, iş hayatınızı etkilemeye ve günlük yaşamınıza yayılmaya başladıysa, burada biraz durup ne olduğunu anlamak gerekir.

Çünkü çalışmak istememek her zaman tembellikle ilgili değildir. Bazen yoğun stresin, tükenmişliğin, iş-yaşam dengesizliğinin veya uzun süredir karşılanmayan ihtiyaçların bir işareti olur.

Çalışmak istemiyorum demek ne anlama gelir?

Çalışmaya karşı isteksizlik çoğu zaman tek bir nedenden kaynaklanmaz. İş yükünün fazlalığı, sürekli yetişme baskısı, monotonluk, yöneticilerle veya çalışma arkadaşlarıyla yaşanan sorunlar, yeterince takdir edilmemek ya da iş ve özel hayat arasında sınır koyamamak zaman içinde kişinin işe karşı motivasyonunu azaltır.

Burada önemli olan yalnızca “Neden çalışmak istemiyorum?” sorusunu sormak değil, “Çalışmak istemememe neden olan şey ne?” sorusuna bakabilmektir. Çünkü bazen kişi işini değil, iş yapma biçimini istemiyordur.

Sürekli toplantılar, bitmeyen bildirimler, mesai saatlerinin dışında da devam eden sorumluluklar veya kendisine hiç alan bırakmayan bir çalışma düzeni, kişinin işe karşı olumsuz hisler geliştirmesine neden olur.

Çalışmak istememenin arkasında tükenmişlik olur

Wellbeing açısından işe karşı isteksizlik değerlendirilirken tükenmişlik önemli bir başlıktır. Tükenmişlik yalnızca çok çalışmak anlamına gelmez. Uzun süre devam eden stresin ardından kişinin fiziksel ve zihinsel kaynaklarının azalmasıyla birlikte işe karşı uzaklaşma, enerjisizlik ve yaptığı işin anlamını sorgulama görülür.

Örneğin daha önce kolaylıkla yaptığınız bir işe başlamak artık saatler sürer. İşe dair küçük bir sorumluluk bile üzerinizde büyük bir yük oluşturur. Hafta sonu dinlenmenize rağmen pazartesi düşüncesiyle yeniden yorulabilirsiniz.

Bu noktada kendinize sürekli “Daha disiplinli olmalıyım” demek yerine, “Uzun zamandır kendimden ne kadar fazla şey bekliyorum?” diye sormak daha anlamlı olur.

Wellbeing bize ne söylüyor?

Wellbeing, yalnızca iş yerinde mutlu olmak anlamına gelmez. Fiziksel, zihinsel, duygusal ve sosyal açıdan iyi olma halini kapsayan daha geniş bir kavramdır. Bu nedenle iş hayatında wellbeing yaklaşımı, çalışanların yalnızca ne kadar üretken olduğuna değil, bunu hangi koşullarda yaptığına da bakar.

Bir çalışan sürekli yorgunsa, dinlenemiyorsa, kendisini işine ait hissetmiyorsa veya iş nedeniyle özel hayatından uzaklaşıyorsa yalnızca motivasyonunu artırmaya çalışmak yeterli olmaz. Bazen ihtiyaç duyulan şey daha fazla motivasyon değil, daha sağlıklı bir çalışma düzenidir.

“Çalışmak istemiyorum” dediğinizde kendinize sorabileceğiniz sorular

Bu düşünce geldiğinde hemen kendinizi tembel veya sorumsuz ilan etmek yerine biraz merakla yaklaşabilirsiniz. “Çalışmak istemiyorum” derken aslında neyi istemediğinizi anlamaya çalışın.

İş yükünüz mü fazla?
İşiniz size artık anlamlı gelmiyor mu?
Çalışma ortamınız sizi yoruyor mu?
Sürekli ulaşılabilir olmak zorunda mı hissediyorsunuz?
Yeterince dinlenebiliyor musunuz?
Yaptığınız işin karşılığını aldığınızı düşünüyor musunuz?
Yoksa uzun zamandır genel olarak hiçbir şeye karşı enerjiniz mi yok?

Bu soruların cevapları birbirinden oldukça farklı ihtiyaçlara işaret eder.

İş-yaşam dengesi bozulduğunda işe karşı isteksizlik artr

Çalışma hayatı, günün tamamını kapladığında kişinin zihinsel olarak işten uzaklaşması zorlaşır. Eve geldikten sonra e-postaları kontrol etmek, telefondan iş mesajlarına bakmak, ertesi günün sorumluluklarını düşünmek ya da sürekli “Biraz daha çalışmalıyım” hissiyle yaşamak zaman içinde dinlenmeyi zorlaştırır.

Dinlenemeyen bir zihnin ertesi gün yeniden üretken olması da kolay değildir. Bu nedenle wellbeing açısından iş-yaşam dengesi, çalışmak istememe hissini anlamada önemli bir yere sahiptir. İş dışında gerçekten size ait bir zamanın olması, yalnızca boş vakit geçirmek değil; zihnin iş modundan çıkabilmesi açısından da değerlidir.

Çalışma isteğini artırmak için her zaman daha fazla motivasyon gerekmez

Çalışmak istemediğiniz dönemlerde ilk refleksiniz motivasyon videoları izlemek, kendinize daha büyük hedefler koymak veya daha sıkı bir çalışma programı hazırlamak olabilir. Ancak bazen bunlar tam tersine daha fazla baskı yaratır. Wellbeing yaklaşımı burada farklı bir soru önerir:

“Kendimi çalışmaya nasıl zorlarım?” yerine “Çalışmayı benim için daha sürdürülür hale getirmek için neyi değiştirebilirim?”

Belki çalışma saatlerinizi daha gerçekçi planlamak, gün içinde kısa molalar vermek, sürekli bildirimleri kapatmak, iş ve özel hayat arasındaki sınırları netleştirmek veya yöneticinizle iş yükünüz hakkında konuşmak gerekiyor. Küçük görünen bu değişiklikler, kişinin çalışma deneyimini önemli ölçüde değiştirir.

Her çalışmak istememe hali aynı değildir

Bir pazartesi sabahı “Bugün hiç çalışasım yok” demek ile haftalardır işe gitmek istememek aynı şey değildir. Geçici isteksizlik hayatın normal bir parçası olabilir. Hepimiz bazı günler daha düşük enerjiyle uyanabiliriz.

Fakat işe karşı isteksizlik uzun süre devam ediyor, yoğun yorgunluk ve umutsuzluk eşlik ediyor, uyku veya günlük yaşamınız etkileniyor. Ya da daha önce keyif aldığınız şeylere karşı da ilginizi kaybediyorsanız bu durumu daha ciddiye almak gerekir. Böyle dönemlerde yalnızca iş performansına odaklanmak yerine kişinin genel psikolojik iyi oluşunu değerlendirmek faydalı olur. Gerektiğinde bir uzmandan destek almak, yaşananların altında ne olduğunu anlamaya yardımcı olur.

Sonuç: Belki de sorun çalışmak istememeniz değildir

“Çalışmak istemiyorum” cümlesi bazen bir tembellik göstergesi değil, kişinin kendisinden gelen önemli bir mesajdır. Belki çok uzun süredir dinlenmiyorsunuz. Belki çalışma koşullarınız ihtiyaçlarınızla uyuşmuyor. Belki yaptığınız iş artık size anlamlı gelmiyor. Belki de hayatınızın başka alanlarını ihmal edecek kadar işin içinde kalmış durumdasınız.

Wellbeing yaklaşımı bize burada önemli bir bakış açısı sunuyor: İyi çalışmak kadar iyi olabilmek de önemlidir. Bu nedenle çalışmak istemediğinizde kendinizi hemen suçlamak yerine, önce durup bu hissin size ne anlatmaya çalıştığını dinlemek iyi bir başlangıç olabilir.Çünkü bazen ihtiyacımız olan şey daha fazla çalışmak değil, çalışma hayatımızla kurduğumuz ilişkiyi yeniden düzenlemektir.

Diğer Blog Yazılarımız

Bize Yazın